• Ana Sayfa
  • Altın Çocuk
  • Kitaplar
  • Yazarlar
  • Haberler
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Hakkımızda
  • Bize Ulaşın
Altın Kitaplar | Hakan Karahan son Kitabı ''Nehirde Kayan Yıldızlar'' İle Radikal Kitap'da


Hakan Karahan son Kitabı ''Nehirde Kayan Yıldızlar'' İle Radikal Kitap'da

'Nerde olursan ol Türkiye'nin ahtapot kollarından kurtulamazsın'

'Nehirde Kayan Yıldızlar', Hakan Karahan'ın kendi hayatından yola çıkarak yarattığı kahramanının ailesiyle yaşadığı çatışmayı anlatırken, okura, hayata ilişkin de pek çok soru soruyor

 Hakan Karahan'ın Altın Kitaplar'dan geçen hafta yayımlanan 'Nehirde Kayan Yıldızlar' adlı romanı raflarda yerini aldı. Karahan'ın sinema ve dizi oyunculuğunun yanı sıra romana ve senarist kimliği de ön planda. Daha önce yayımlanmış deneme, şiir ve romanları da var. 'Nehirde Kayan Yıldızlar' Karahan'ın kendi hayatından yola çıkarak yarattığı kahramanının ailesiyle yaşadığı çatışmayı anlatıyor.
Yan otobiyografik bir roman diyeceğiniz anda her şey değişiyor ve olay örgüsü bambaşka bir yere gidiyor.
Yazar, anlattığı hikâyesinde mutsuzluğun en büyük kaynaklarından birisinin aile olduğunu dile getiriyor.
Bunun nedenini "birey" olamamakla açıklıyor. Birçok ailenin bencilliklerinden dolayı birey olma özgürlüğünü çocuklarına tanımadığını savunuyor.
"Sen nerde olursan ol Türkiye'nin ahtapot kollarından kurtulamazsın,". Sözünü ettiği şey aile anlayışı ve benzer yerleşik kültür. Yazarın bu konudaki bir başka söylemi ise şöyle: "Sen nasıl olunması gerektiğini, nasıl konuşulacağını, oturup kalkılacağını, tahsilini, mesleğini, eşini, ülkeni, gömüleceğin mezar yerini hatta metresini bile önceden yeknesak bir çiple beynine formatlayan ebevyn sistemi fabrikasının klasik ürünüsün henüz.
Kendi seçimin yok daha." Burada yerleşik kültürden söz eden yazar, finalde bu kültürün sonuçlarını eleştirmekle de kahramanını haklı çıkartıyor.
Hakan Karahan, 70'li yıllarda Amerika'ya okumak için giden kahramanın başından geçen olaylan otuz yıl sonraya yani bugüne bağlayarak ilginç bir kurguyla sunuyor okura.
Buna ister polisiye deyin isterseniz akıllıca kurgulanmış bir senaryo.
Karar okuduktan sonra size kalıyor.
Hakan Karahan'ın senarist kimliği bu romanda kendini iyiden iyiye göstermiş. Olay örgüsü, bölümlerin birbirleriyle ilişkisi ve final bir sinema filmi gibi... Yazann en önemli başansı bilindik bir söylemle ifade edecek olursak, nasıl bir hikâye seçtiğinden çok bu hikâyeyi nasıl anlattığıdır aslolan. Bir yazar için en zor olanı budur.
Hakan Karahan sözünü ettiğim bu zorluğu, romanında kullandığı üslubuyla kotarmış.

Aldatırlar, hapislerde çürürsün...

Yazar, romanın ilerleyen bölümlerinde 70'li yılların Türkiye'sine değiniyor. Ve İstanbul sokaklan... Sağ sol kavgasının dorukta olduğu, her yerde silahların patladığı yıllar. O yıllarda liseyi bitirip okumak için ailesinin dünyanın diğer ucuna, Amerika'ya gönderdiği oğullarının Miami'de tanıştığı yeni hayatı konu ediliyor/Kahraman, anne ve babasının tek ve biricik evladı... İstemiyorlar oğullarının sağ sol çatışmalarının içinde olmasını. Çünkü bir anlamda yazann söylediği gibi ona "salak" muamelesi yapıyorlar ya da öyle düşünüyorlar, seni aldatırlar, hapislerde çürürsün diyorlar. Zaten baştan beri güvenmedikleri oğullarını bir an önce Türkiye'den uzaklaştırmak istiyorlar. Oğulları yurt dışında okursa yaşanan kargaşadan uzak duracak aynı zamanda da Türkiye'ye döndüğünde iyi bir kariyeri olacaktır.
Kahramanımız Amerika'ya gidiyor ve orada yeni bir hayat, yeni bir kültür ve yeni insanlar bekliyordur onu...
Türkiye'de yaşayan ailesi ile zaman zaman kurduğu diyaloglar romanın temposunu finale kadar yüksek tutuyor. Herkesin yakından tanık olduğu bir aile hayatını ustalıkla anlatan yazar, yirmili yaşlarda üniversitede okumak için yurtdışına giden gencin iş, meslek, eş, ülke seçiminin doğrudan doğruya aile büyüklerinin kontrolünde olduğunu ifade ediyor. Evin tek çocuğu olmanın getirdiği yalnızlıkla boğuşan kahramanın babasıyla her konuda ters düşmesi, annesini bir türlü anlayamayıp, anlamaya çalıştığında da annesinin de bencilliğini görmesi, eğitim hayatı boyunca hatta sonrasında iş hayatında bile bir şeylerin ters gittiğini gözler önüne seriyor. "Kendini ormanların kiralı zannettiğinde bile aslında Türkiye'de sirk hayvanısın evlat olarak. Kırbaçlar şaklar sağdan soldan. Erkeklerin kaderidir bu.
Babanın aynısı olmak veya olmamak arasında verilen mücadele,".
Dünyanın hatta Türkiye'nin her geçen gün değişen şartlarının, aynı zamanda değişen kültürünün kişiler üzerindeki etkisine değinen yazar, mutluluk ve mutsuzluğun neye göre belirleneceğini sorguluyor. Çok para kazanmak mı, iyi bir kariyer mi, iyi bir anne ya da baba olabilmek mi?
Ömrünü yazarak geçirmek mi? Hiçbir şeyin farkına varmadan yaşamak mı?
Hangisi? Varoluşu irdeleyen Karahan, bu sorunsalın ancak kişinin kendisine dürüst olmasıyla çözüleceğini anlatıyor.
Yazar, kişinin karakter yapısını biçimlendiren en büyük etkinin etrafındaki insanlar ve yaşadığı toplumdan kaynaklandığının altını özellikle çiziyor. Kahraman bir taraftan ensesinde hissettiği Türkiye'deki ailesi diğer taraftan da alışmaya çalıştığı Miami'deki yeni hayatı.
Bu süreç romanın sürpriz finaline giden yoldaki en tempolu bölüm... Bu bölümden itibaren sayfalar adeta sinema perdesine dönüşüyor; Her şey gözünüzün önünde...
Okurken bir film izler gibisiniz. Finale doğru Miami'deki öğrencilik bitiyor ve kahramanımız Türkiye'ye dönüyor. Dönüyor dönmesine de onu Türkiye'de şaşırtacak bir sürpriz bekliyor.

Yerleşik olana karşı

Hakan Karahan, çocukluk, gençlik ve yaşlılık halleriyle hesaplaşmak ve aynı zamanda yüzleşmek istemiş romanında. Başarmış da... Kullandığı dil ve akıllıca kurduğu hikâye örgüsüyle sürükleyici bir hale gelmiş roman, "Neyi anlattığınız değil nasıl anlattığınız önemlidir"den yola çıkarsak, Karahan'ın 'Nehirde Kayan Yıldızlar'ı üslup bakımından başarılı ki, sayfalarında ilerledikçe "samimiyeti" görüyoruz. Çünkü bir yazardan öncelikle beklenti samimiyet olmalı, ardından tarafsızlık... Romanın kahramanı, hayatın getirdiği her türlü durumun muhasebesini ayrıntılarına kadar sorguluyor. Kaç değişik hayat, kaç değişik fikir, kaç değişik kültür...
Karahan, hepsini biraz önce sözünü ettiğim "samimiyet" ten yola çıkarak başarılı bir şekilde anlatıyor.

Hem hasta hem doktor

Kahramanın çocukluğundan beri en büyük düşü sinema ve kitaplar... Yazı yazmak istiyor, bir gezgin gibi dolaşmak istiyor. Avareliğin ve aylaklığın tadını çıkarmak istiyor, bu durumun yaratıcılığını daha üst seviyeye getireceğine inanıyor. Buna yolculuk diyor ve haklı olarak bu yolculukta kendini bulma özlemini dile getiriyor. Yerleşik olan anlayışı yıkmayı hedefliyor: "Ben böyle bir alın yazısına ömür boyu katlanamazdım.
Birinci sınıf bir kader için zorlayacaktım hayatı. Birinci sınıf bir kader için de hayatta yukarıya değil belki önce dibi bulması gerekir insanın. Risk almayan dibi bulamaz. Dibi bulmayan yukan çıkamaz.." Bu yolculuğa çıkmak ona büyük bir güç veriyor. Çünkü hemen teslim olunup kabullenilen otorite onun anlayışına göre zayıf ve çürük. Hayatını sorgulamayan kişinin anlamsızlığa doğru sürükleneceğine ilişkin fikirleri var kahramanın. Bunun yanı sırada korkulan: "...Ya ömrümü hiçbir şey anlamadan geçirdiysem?".
Bir yazar için en önemli şey soru sorabilmektir. Hakan Karahan romanın her yerinde hayata, bizlere, kendine mütemadiyen sorular soruyor aslında. Hem hasta hem doktor oluyor, hem sağlıklı hem mikroplu oluyor...
İnsan olmanın türlü hallerini kahramanı üzerinden haykırarak söylüyor: "Kendi kaderini yaşa... Başkalarının sana çizdiğini değil!"



 

Kaynak : www.MedyaTakip.com



  Kitaplar  ·  Yazarlar  ·  Hakkımızda  ·  Haberler  ·  İletişim Altın Kitaplar © 2012
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player